hakkımı arıyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hakkımı arıyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Mart 2013 Cumartesi
TTNET ve Türk Telekom Kullananlar, Lütfen Okuyun ...
TTNet kullanan var mı?? Benim ki de nasıl bir soru oldu elbette bir çoğunuz kullanıyorsunuz benim gibi.
Ben uzun yıllardır TTNet kullanıyorum. Hayatımda böyle sorumsuz aldığı paranın bir kuruşunu bile haketmeyen bir kurum görmedim. Yemin ederim bıktım, en fazla iki ayda bir mutlaka müşteri hizmetlerini arıyorum, ya sinyal gelmez, internetin hızı düşer, ama mutlaka bir şey olur bizim internetimiz kesilir.
Cinnet geçirme seviyesine geldim çok samimiyim abartmıyorum.
İstanbul'dayken evimi değiştirince interneti 2 günde açacaklarını söylediler, kıyamet kopardım 1 saatte açıldı, sonra sürekli hızı düşmeye başladı,aradan bir kaç hafta geçti müşteri hizmetlerinden bir telefon, bilmem ne kadar ücret karşılığında yükseltelim mi diye. Salağım ya ben farketmiyorum yaptıklarını bir kıyamet daha kopardım, anında hız yükseldi.
Sayamayacağım daha onlarca sorun.
Sonra buraya geldim, internetimi annemin üzerine devretmek için gittin Türk Telekoma, telefonda, internette devredildi, biz oldu biliyoruz yani, bu sefer telefon olmuyo internet gelmiyo, aramaktan bıktık yok, adamlar da hiç bir atraksiyon yok tam bir ay geçti ve fatura ödedik,
Sonra annem gitti kıyameti kopardı, binbir özürle bi tarife yaptılar yolladılar. Sonra bitti mi hayır, meğerse oradaki gerizekalılar demekten asla utanmıyorum daha büyüklerini de hakediyolar, İstanbul'daki interneti iptal etmemişler, burda annemin adına yeni bir internet açmışlar ama bundan haberimiz yok, benim telefonuma İstanbul'daki hat için 1,5 liralık ödeme msjı geliyo ben gidiyorum bu ne diyorum sözleşmenizde bir fazlalık var o diyolar ödüyorum. Aradan tam 6 ay geçti , geçen ay bana bir mesaj, İstanbu'daki hattın 27 küsür lira borcu var. Gittik TTNet şubesine, eylül ayından diyo. Siz salakmısın diyorum hakaret edemezsizniz diyo çocuk bana. Ama o gerizekalı çocuk 5 aydır benden 1,5 lira alıyo ben başka borç var mı diyorum yok diyo, şimdi karşıma geçmiş eylül ayının borcu ekim ayında kesilmiş diyo. Annem gitti o merkez Türk Telekoma hiç bir şeyden anlamayan bir salak da orda. Hani şu yüzünde makyajdan başka bir şey olmayan, beyninin içi de makyajlı olanlar var ya öyle bir kız. Anneme salak muamelesi yapıyo, bizden 300 küsür para istiyolar, bahaneleri de var. Annem elini bir vurdu masaya imzaladığım kağıt mı var benim getirin hemen, bende o parayı ödersem falan gibi kendini kaybeden cümleler kurdu kadın :D parçalayabilirdi kızı. Müdürü çağırttırdı. Baya bi oyanlandılar içerde çıktı müdüre hanım bahane şu, ben anneme devrettim ya annem de engelli olduğu için o tarifeden yararlanabiliyo ( göyaaaaa) ona geçirmek içinde başvurdu, sistem onu reddettmiş, bizim haberimiz yok, kendi kendilerine bizi başka bir tarifeye geçirmişler.
Para falan ödemedik çıktık bişekilde halloldu diye, bu seferde iki haftadır internetimiz yavaşladı çıldırcaz.
Tabiii aradım yine TTNeti cevap şu apartmanın kablosunda sorun varmış o yavaşlatıyomuş,pat türk telekomdan bir telefon, 50 lira karşılığında biz yaparız gelin dedim,Allah kahretsin sizi.
Sabah kapı çaldı, Türk Telekom aşağıya çağırıyo gittim. Apartmanın telefon hatlarında da bir problem varmış, onlar yapılıyomuş, o yapar olur biz yapmayalım dediler gittiler .
Aoldu mu dersiniz. HAYIR.
Yemin ediyorum çıldırma noktasındayım. Allah onların cezasını versin.
Birde anket yapıyolar, müşteri temsilcisinden memnun kaldınız mı diye.
Bende bir aradım müşteri temsilcisi çıktı kıza dedim ki ben konuşcam sen sadece dinle ;
O başınızdakiler sizinle ilgili anket yaptırcağına sıkıysa kendileriyle ilgili anket yapsınlar, utanmazlar dedim. Cesaretleri varsa bizden memnunmusunuz diye sorsunlar dedim, baya saydım kapattım.
Çok uzun yazdım farkındayım, ama ben gerekten çıldırma noktasındayım. Böyle lanet bir kurum yok. Türk Telekom adındaki Türk kelimesini haketmeyecek bir kurum.
Çok rica ediyorum şikayetçi olanlar varsa söylesin. Bişeyler yapalım, bizler sustukça mahvediyo bu kurum biz , soydu soğana çevirdi, paramızla rezil oluyoruz. Sınırsız internet tarifesinde de adil kota kullanımı diye bir şey var ya. Böyle düzenbazlık olur mu.
Ne olur dediğim gibi varsa şikayeti olan bir şeyler yapalım. Biz Blogger'ız ve bir çoğumuz farkında olmasa da çok güçlüyüz...
17 Şubat 2013 Pazar
İyisin Hoşsun da Bayaa Bir Boşsun....
Taslaklarda yazılmak için beklenen bir sürü konu var ama benim canım hiç yazmak istemiyor, nedendir bilmem yine bir durgunlaştım bu aralar. Sanırım iş bulamamamın vermiş olduğu sıkıntı içimdeki. Hiç bu kadar uzun süre evde oturmamıştım. Başlarda iyi geliyor, insan istediği saatte yatıyor, istediği saatte kalkıyor falan ama bir süre sonra sıkıntı veriyor. Gece ve gündüz kavramını yitirdim zaten, çok değişken bir uyku hali gösteriyorum :)
Aslında siz bakmayın benim böyle konuştuğuma yaz aylarında işi bırakmadan önce ağlaya ağlaya kalkardım yataktan, işe gitmek istemezdim :D bana evlenince çalışacak mısın? diye soranlara heheeee tabi ki de çalışacağım diyorum, annemler ve hatta nişanlımda dahil bıyık altı gülüyorlar, annem genelde sende çalışacak totoş yok der :D
Ben fazla sıkıntıya gelemiyorum, hele sabah erken kalk falan eğer o işi sevmiyorsam ölüm gibi geliyor bana, uff şımarık bir kız gibi konuştuğumun farkındayım :D
Siz bir bilseniz "ne iş olsa yaparım abii" modundayım aslında. Bunların hepsi kendimi avutmak için söylenmiş sözler..
Siz bir bilseniz "ne iş olsa yaparım abii" modundayım aslında. Bunların hepsi kendimi avutmak için söylenmiş sözler..
Bu İzmir'i çok seviyorum ama hiç akıl sır erdiremiyorum. Öyle garip bir memleket ki sanırım İstanbul'da yaşamaya başladıktan sonra sorgulamaya başladım ben burayı.
Neredeyse 5 aydır iş arıyorum. Bari bir arayın, hayır o ilanları neden koyuyorsunuz oraya, öyle ilanlar var ki 5 aydır duruyor orada. Satış temsilcisi alacak adam, sanki yönetici alacakmış gibi tavırlarda. Hayır, atarlı yeni nesilin söylediği bir söz var ya hani ,beni benden alıyo hep, ama adamlara dönüp "siz neyin kafasını yaşıyosunuz abi " demek istiyorum.
Küçücük apartman dairelerine iki odalı bir iş yeri açmışlar, birde afilli bir ilan başlığı var. Bi gidiyorum yolumu kaybetsem neresidir diye dönüp bakmam, ama kasıntılık hat safha da.
Birde bana dönüp beni inandıracak mail at demiyolar mı..
Hayır, bunu söyleyen yer önce bi beni inandırsın da, sonra ben onu inandırayım.
İçerisi leşş gibi sigara kokuyor gittiğim çoğu yerde, kadınların yüzünde bir ton makyaj, halkla ilişkiler, satış temsilciliği, pazarlama, müşteri temsilcisi vs. gibi alanlar, İzmir'de ne olarak anlaşılıyo çok merak ediyorum. Sektörleri böyle sıralıyorum artık mecburen şayet İzmir'de bunlardan başka bir ilana pek rastlanmıyo, bu sektörlerin mecburen, benim alanımla uzaktan yakından ilişkileri var.
Halkla ilişkiler dedim ama bakmayın dediğime o ilan zaten kırk yılda bir o da sucuk tanıtıcısı..
Halkla ilişkiler dedim ama bakmayın dediğime o ilan zaten kırk yılda bir o da sucuk tanıtıcısı..
Birde ilanlarda, kurumsal, giyimine özen gösteren vs. yazıyolar, bir gidiyorum kızların ayağında bir tayt bir çizme yüzde nuh nebiden kalma bir makyaj, "kurumsallık" kavramını herhalde yanlış anlayan ben ise, kumaş pantolon ve gömlekle baya bir sırıtıyorum aralarında haliyle garip garip bakıyorlar bana..
Heyyy gözünü sevdiğimin güzel İzmir'i iyisin hoşsun da bu kafayla gitmeye devam edersen boş kalmaya mahkumsun..
13 Şubat 2013 Çarşamba
Dikkat, Dikkat!! Aman Başımız Yanmasın !!!
Şimdi sizlere genel olarak alışveriş yaparken nelere dikkat edebiliriz bunları söylemek istiyorum;
1) Özellikle büyük bir alışveriş yapacaksanız sizinle ilgilenen, satış temsilcisiyle birebir sıcak bir diyalog kurun, ismini alın, bir sorun çıktığında kimin sizinle ilgilenebileceğini sorun ki, siz akılda kalabilesiniz. Bu şekilde orada çalışan yetkili de sizin için göstereceği çabanın en üst limitini gösterir.
2) Satış görevlileri bazen çok can sıkıcı olabiliyor kabul ediyorum, ancak unutmayın onlarda sattıklarından para kazanıyorlar, istedikleri tek şey sizin bir şeyler alabilmeniz, bu durumda biraz ileri gidebilirler ancak, onları terslemeyin, olur da o mağazaya bir gün işiniz düşer. Ya da o satıcıya rağmen o ürünü alırsınız ve bir sorunla karşılaşırsınız, mağazaya gittiğiniz, karşınızda hoşlanmadığınız o satıcıyı bulabilirsiniz.
3) Bir ürün alacaksanız, garanti koşullarını en ince ayrıntısına kadar, üstüne basa basa sorun, size sözlü olarak bir şey söylerler, ödeme yapmadan garanti belgesini görmek isteyin, eğer belgenin içinde sözlü olarak söyledikleri şeyler yazmıyorsa ya ürünü almaktan vazgeçin, ya da söyledikleri garanti koşullarını kağıda geçirmelerini ve mağaza kaşesini vurmalarını rica edin.
4) Özellikle fiyatı yüksek bir şey alacaksanız, önce bir görün, çok beğenmiş hatta vurulmuş olabilirsiniz, ancak önce, ürün hakkında bilgi alın, aklınıza takılan bir konu olursa kesinlikle satın almayın ve üzerinden bir gün geçmesini bekleyin, o ürünü ne kadar istediğinizi, bir problem çıkarsa bunun sizi nasıl etkileyeceğini sorgulayın.
5) Bazen bazı şeyler çok fazla baştan çıkarıcı olabilir, unutmayın, kıyafet, ev eşyası vb. gibi yemediğimiz ancak tüketim malları olan ürünleri çok lezzetli kurabiyeler gibidir. Bir kurabiye ne kadar çok ağızda dağılır ne kadar çok lezzetli olursa kalori miktarı da o kadar fazladır, bize zararı vardır ya, işte vurulduğunuz o eşyada aynı etkiyi yapabilir ( böğğğğğğ, örneği kesin :D ) Rengi çok göz alıcı, desenleri harika olabilir ama bir kaç yıkamada solmayacağının garantisini almadıysanız kaçın ordan. Bırakın o ürün, mağaza vitrinini süslesin, nasılsa orada hiç yıkanmayacak.
6) En önemlisi,sevgili bloggerlar ve blogger olmadan beni takip eden okuyucular, gücünüzün farkında olun, her biriniz kadınsınız, yani isteyip de yapamayacağınız hiç bir şey yok. Bir sorunla mı karşılaştınız, güzellikle kurumla konuştunuz çözüm olmadı mı;
Çirkefleşin, çıkarın dişlerinizi :D onları haklarınızı aramak ve bu konuda da ne kadar bilgili olduğunuz konusunda ikna ettiğiniz zaman, hem istediğinizi almış, hem de artı özür hediyeleriyle çıkabilirsiniz o mağazadan.
7) Her türlü yolu denemenize rağmen sorun çözülmedi mi ???
O halde hemen oturduğunuz yere en yakın kaymakamlığa gidin ve tüketici hakları mahkemesine konuyla ilgili bir dilekçe yazın,
bırakın gerisini onlar halletsin.
Size şöyle bir şey hatırlatmak isterim, annelerimizin zamanında ki porselenleri hatırlıyorsunuzdur. Ne kadar güzeller, ya da güzeldiler değil mi?, işte o porselenler sır işi denilen bir teknikle, el işçiliği ile üretiliyordu. Arz talep meselesinin bu kadar çok olamadığı zamanlarda.
Şimdi o ince el işçiliği dediğimiz şey yok, tabii Almanya'nın bazı bölgelerinden muhteşem ötesi porselenler getirmeyi düşünüyorsanız, bu uyarıları dikkate almayın, emin olun ki kırılmadığı takdirde ömürlük bir ürün aldınız.
Amaaa, bu imkanımızın olmadığını göz önüne alırsak, Fazla desenler, insanın başına dert açabilir.
Tabi ki sorunla karşılaşmaya da bilirsiniz ama deneme yanılma yapmanız gerekir.
Bu yazılarımda hiç bir markayı kötülemeye çalışmıyorum, sadece özene bezene, çeyiz alıyoruz, kimimiz, aldığı maaşının tümünü veriyor, kimimiz anne babasından alıyor parayı, hayaller kuruyoruz aldığımız her şeyle, şaka gibi belki ama aldığımız bir sarımsak döveciyle bile aramızda bağ kuruyoruz:D
İşte bu yüzden sorun yaşamak istemiyoruz.
Dikkat edelim diye yazdım bu postu.
Her bir madde şahsım tarafından yazılmıştır. Uydurma değildir, okulda öğrendiklerimden aklımda kalanlardır :D
Kendinize çok iyi bakın canlar XO,XOOOO..
PS: Aldığımız her porselen bu aşağıda gördüğümüz gibi upuzuuuun ömürlü olsun. Her biri annemin, hatta ananemindir:)
Bu yukarıda gördüğünüz çay setinden bir kare, anneannemin çeyizinden çıkanlar, yani yaklaşık, 45 yıllık.
Bu yukarıda gördükleriniz de 25 yıllık. Ne demek istediğimi anlamışsınızdır :)
2) Satış görevlileri bazen çok can sıkıcı olabiliyor kabul ediyorum, ancak unutmayın onlarda sattıklarından para kazanıyorlar, istedikleri tek şey sizin bir şeyler alabilmeniz, bu durumda biraz ileri gidebilirler ancak, onları terslemeyin, olur da o mağazaya bir gün işiniz düşer. Ya da o satıcıya rağmen o ürünü alırsınız ve bir sorunla karşılaşırsınız, mağazaya gittiğiniz, karşınızda hoşlanmadığınız o satıcıyı bulabilirsiniz.
3) Bir ürün alacaksanız, garanti koşullarını en ince ayrıntısına kadar, üstüne basa basa sorun, size sözlü olarak bir şey söylerler, ödeme yapmadan garanti belgesini görmek isteyin, eğer belgenin içinde sözlü olarak söyledikleri şeyler yazmıyorsa ya ürünü almaktan vazgeçin, ya da söyledikleri garanti koşullarını kağıda geçirmelerini ve mağaza kaşesini vurmalarını rica edin.
4) Özellikle fiyatı yüksek bir şey alacaksanız, önce bir görün, çok beğenmiş hatta vurulmuş olabilirsiniz, ancak önce, ürün hakkında bilgi alın, aklınıza takılan bir konu olursa kesinlikle satın almayın ve üzerinden bir gün geçmesini bekleyin, o ürünü ne kadar istediğinizi, bir problem çıkarsa bunun sizi nasıl etkileyeceğini sorgulayın.
5) Bazen bazı şeyler çok fazla baştan çıkarıcı olabilir, unutmayın, kıyafet, ev eşyası vb. gibi yemediğimiz ancak tüketim malları olan ürünleri çok lezzetli kurabiyeler gibidir. Bir kurabiye ne kadar çok ağızda dağılır ne kadar çok lezzetli olursa kalori miktarı da o kadar fazladır, bize zararı vardır ya, işte vurulduğunuz o eşyada aynı etkiyi yapabilir ( böğğğğğğ, örneği kesin :D ) Rengi çok göz alıcı, desenleri harika olabilir ama bir kaç yıkamada solmayacağının garantisini almadıysanız kaçın ordan. Bırakın o ürün, mağaza vitrinini süslesin, nasılsa orada hiç yıkanmayacak.
6) En önemlisi,sevgili bloggerlar ve blogger olmadan beni takip eden okuyucular, gücünüzün farkında olun, her biriniz kadınsınız, yani isteyip de yapamayacağınız hiç bir şey yok. Bir sorunla mı karşılaştınız, güzellikle kurumla konuştunuz çözüm olmadı mı;
Çirkefleşin, çıkarın dişlerinizi :D onları haklarınızı aramak ve bu konuda da ne kadar bilgili olduğunuz konusunda ikna ettiğiniz zaman, hem istediğinizi almış, hem de artı özür hediyeleriyle çıkabilirsiniz o mağazadan.
7) Her türlü yolu denemenize rağmen sorun çözülmedi mi ???
O halde hemen oturduğunuz yere en yakın kaymakamlığa gidin ve tüketici hakları mahkemesine konuyla ilgili bir dilekçe yazın,
bırakın gerisini onlar halletsin.
Size şöyle bir şey hatırlatmak isterim, annelerimizin zamanında ki porselenleri hatırlıyorsunuzdur. Ne kadar güzeller, ya da güzeldiler değil mi?, işte o porselenler sır işi denilen bir teknikle, el işçiliği ile üretiliyordu. Arz talep meselesinin bu kadar çok olamadığı zamanlarda.
Şimdi o ince el işçiliği dediğimiz şey yok, tabii Almanya'nın bazı bölgelerinden muhteşem ötesi porselenler getirmeyi düşünüyorsanız, bu uyarıları dikkate almayın, emin olun ki kırılmadığı takdirde ömürlük bir ürün aldınız.
Amaaa, bu imkanımızın olmadığını göz önüne alırsak, Fazla desenler, insanın başına dert açabilir.
Tabi ki sorunla karşılaşmaya da bilirsiniz ama deneme yanılma yapmanız gerekir.
Bu yazılarımda hiç bir markayı kötülemeye çalışmıyorum, sadece özene bezene, çeyiz alıyoruz, kimimiz, aldığı maaşının tümünü veriyor, kimimiz anne babasından alıyor parayı, hayaller kuruyoruz aldığımız her şeyle, şaka gibi belki ama aldığımız bir sarımsak döveciyle bile aramızda bağ kuruyoruz:D
İşte bu yüzden sorun yaşamak istemiyoruz.
Dikkat edelim diye yazdım bu postu.
Her bir madde şahsım tarafından yazılmıştır. Uydurma değildir, okulda öğrendiklerimden aklımda kalanlardır :D
Kendinize çok iyi bakın canlar XO,XOOOO..
PS: Aldığımız her porselen bu aşağıda gördüğümüz gibi upuzuuuun ömürlü olsun. Her biri annemin, hatta ananemindir:)
Bu yukarıda gördüğünüz çay setinden bir kare, anneannemin çeyizinden çıkanlar, yani yaklaşık, 45 yıllık.
Bu yukarıda gördükleriniz de 25 yıllık. Ne demek istediğimi anlamışsınızdır :)
8 Şubat 2013 Cuma
Bernardo Sanıldığı Gibi Kaliteli Bir Kurum Değil Mi?
Bir kaç haftadır Bernardo ile ilgili şikayetler duymaya başladım. Önce her markada olur böyle şeyler dedim ama şikayetlerin kaynaklarına ve içeriklerine bakınca göz ardı edemeyeceğim şeyler olduğunu gördüm. Her Şeye Rağmen Hayat Güzel bloğunun sahibesi Bernardodan aldığı bardak takımlarının soyulmaya başladığını yazmıştı. Kendisine makinede yıkamaması gerektiğini söylemişler, o elde yıkamasına rağmen soyulmaya başlamış. Bernardo yetkililerine talimatlara uygun kullandığını belirtmesine rağmen, kullanıcı hatası diyerek kendisiyle ilgilenmemişler. Detaylı bilgiyi kendi yazısından da okuyabilirsiniz. Altındaki yorumları okuduğumda da Bernardo ile ilgili şikayeti olanlar vardı. İnternetten araştırdığımda şikayet varda bir sürü şikayet okudum. Birisi almış olduğu yemek takımlarında solma olduğunu söylemişti. Bernardonun altına yazdığı cevap, yıkama garantisi yoktur, Ürün değişimi yapılamaz.
Ne kadar ukalaca bir cevaptı bu.
Ben kahvaltı takımlarımı ve günlük yemek takımlarımı şu postum ve şu postum da paylaşmıştım.
Daha sonra, Bernardo ziyaretlerimden birinde görmüş olduğum yeni bir kahvaltı takımına vuruldum ve almış olduğum kahvaltı takımıyla onu değiştirmek istedim.
Yetkili bana şöyle bir uyarıda bulundu ;
Yalnız bu daha önce almış olduğunuz takımların sonsuz yıkama ve yedek parça garantisi bulunmakta ancak bu yeni alacağınız takımların hiçbir garantisi yoktur.
Ne kadar ilginçti, Bernardo bir çok ürününde aynı kelimeleri kullanamaya başladı. Onca para verip aldığımız ürünlerde hiç bir garanti yok. Vazgeçtim tabi değiştirmekten, yani sonuçta her gün kahvaltı yapıyoruz elde yıkayacaksam makine neden alıyorum.
Daha sonra bu şikayetler üzerine internet sitesine girdim ve bu kez 12 kişilik yemek takımımı inceledim, altındaki küçük yazıda elde yıkama yapınız diyordu. Şok oldum nasıl olur ya. Nasıl bir kurum burası ,daha önce öyle bir ibarenin orada olmadığına eminim. 12 kişilik bir sofra kuran biri nasıl elde yıkama yapabilir. Nasıl bir kurum burası. Çoğu insan kahvaltı takımı da dahil 2000 lerde para vererek çeyiz takımı alıyor ve gayette memnun hiç bir problem yaşamıyor, biz bu kurumdan bir tabak takımına neredeyse o kadar para verip sırf desenini beğendiğimiz için aldığımız tabaklara makinede yıkama garantisi alamıyoruz.
Hemen kuruma mail attım. Eğer makinede yıkama garantisi vermiyorsanız iade etmek istiyorum diye. Şuan sinirden çatlıyorum.
Sizden ricam Bernardodan bir şey almayı düşünüyorsanız biraz durun bekleyin, çünkü size yıkama garantisi verseler de kullanıcı hatası vs. diyerek zaten verdikleri garantiyi de hiçe sayıyorlarmış. Hadi kendinize iyi bakın yeni bir dedikodu da görüşmek üzere XO XO..
4 Şubat 2013 Pazartesi
Direksiyon Sınavından Nasıl Kalınır ???
Evet yanlış okumadınız direksiyondan kaldım. İlk uygulamaya İstanbul'da olduğum için girememiştim. Bu ilkinde kalanlar için yapılan telafi gibi bir şeydi.
Her neyse sabah 09:30 da sınav yerinde oldum. Oraya yürümem tam 20 dakikamı aldı. Bizim kurstan bekleyen bir kadın 5,6 tanede erkek aday vardı.
5 dakika bekledikten sonra benim hocamın arabası geldi, o kullanıyodu arabayı, arkadan bir kız indi, sanırım sürememişti ve hoca devralmıştı. Daha sonra beni çağırdı. Hocadan önce bindim arabaya yan ve arka koltukta birer adam oturuyodu. Tüm şirinliğimle "günaydın" dedim. Hiç cevap vermediler. Zaten ordan bi sinirlerim tepeme çıktı. Daha sonra kemerimi taktım, koltuğumu ayarlamak için debriyaja sonuna kadar bastım, diğer türlü rahat basamıyorum, çok bilmiş hocamız atladı hemen, el frenini indir diye, halbuki amacım arabayı çalıştırmak değil koltuğumu ayarlamaktı. Kontrollerimi tam yapamadan çalıştırdım arabayı, baştan eksi puanı almıştım, farkındaydım,daha sonra çıktık yola, bu kez iş güzar denetmen "sol sinyal veriyor, sağa bakıyor "diye arkasındakine söylenmezmi. Hayır zaten stresliyim, sen hangi hakla benim moralimi daha çok bozuyorsun ki, bende mükemmel kullanmıyorum arabayı kabul ediyorum özellikle kırmızı ışıklarda durduğumda arabayı hareket ettirmem biraz zaman alıyor, ancak her sürücü bunu bilir ki pratik işidir bu. Ne kadar çok araba kullanırsan o kadar iyi kavrarsın arabanın her hareketini. Kırmızı ışıkta durduk. Ben vitesimi değiştirdim. ayarlamamı yaptım. Tam yeşil yanacak yandaki iş güzar soru sordu. Hangi okulda okuyorsun diye. İstanbul üniversitesi dedim. Ağzının içinde bir şeyler daha geveledi, efendim diyorum, aynı kısık sesle cevap veriyor, anlayamıyorum, sanki inadına yapıyor. Sarı yandı, bu kez bağırarak hangi bölüm? dedi. Halkla ilişkiler derken ben yeşil yandı, elim ayağıma dolaştı, asla durdurmadığım yerde stop ettirdim arabayı. Adam hala konuşuyo, sizin iletişimcilerin işi de zor diye. Saf insan, zaten elim ayağıma dolaşmış sus demi. Arkadan hocam "Meryem'cim sakin ol dedi, çalıştırdım arabayı neyse çıktık tekrar yola. zaten 20 ile gidiyorum, az ötemizde bir kırmızı ışık daha var ama farkındayım sarı oldu, arabayı durdurmak değil niyetim, tam frene basacağım, iş güzar basıyor, bende arkasından basında araba durma noktasında. Birde frene basarken kendini bir öne atışı var görmeniz lazım. Sanki 100 le gidiyorum ve ani fren yapıyorum. Her neyse, bir yokuş var o yokuşun başında da bir ışık var, benim arabayı tek kaldıramadığım yer oydu, o da her zaman değil. Zaten toplamda 4 saat ders yapıyoruz. Ben bir saat fazladan aldım 5 saatten bahsediyorum size. Çok da değil. Her neyse. Ben arabayı gayet güzel kaldırdım orda. Sağa döndüm sinyalimi zaten önceden vermiştim. Sürüyorum, tuttu bana pek araba kullanmadınız, direksiyon dersi almadınız heralde demez mi. Allah seni bildiği gibi yapsın. Ben bu adama nasıl öküz demeyeyim. Ne kadar kötü olursa olsun öyle denilir mi ya. Sonra bir ışık daha, direk gideceğim biliyorum, ben sinyal bile vermedim, tam sarı yandı, pislik adam neyse burdan sağa dön demesin mi Ben tabi gene stop ettirdim arabayı. Ya nasıl ettirmeyeyim böyle bir terbiyesizlik olabilirmi ya. Neyse döndüm bu kez de, adam hocama ki kadın hocam, erkek aday yok mu ya kaç tane kadın daha var diye, dalga geçmez mi. Kapıyı açıp iktirmek istedim o adamı. Başladığımız yere geldik, ben arabadan indim, öyle bir yürümüşüm ki bu kez 7 dakikada evde oldum, oraya gelişim 20 dakikaydı halbu ki.
Ufff keşke dövseysim ben o adamı ya. Ben niye ağzının payını vermedim kiiiiii.
Neyse ve kaldım. Ders eksikliğinden hemde.
Kendini bilmez adam araba koltuğunda oturup totoşunu büyüteceğine yetkililerle konuş da 4 saatin bir aday için az olduğunu ders saatlerinin arttırılması gerektiğini söyle, bişeyler yap.
Neyse işte baya uzun bi yazı oldu farkındayım ama kaldım işin özü.
Daha ilk kez girdim. Geçen ay yapılan ilk sınava girememiştim. İstanbul'da olduğum için. Gözetmen bunu da sordu hocama, bunu öğrendikten sonrada bi ukalalığı arttı.
Neyse işte öyle şeyler, kendinize çook iyi bakınn :(
Her neyse sabah 09:30 da sınav yerinde oldum. Oraya yürümem tam 20 dakikamı aldı. Bizim kurstan bekleyen bir kadın 5,6 tanede erkek aday vardı.
5 dakika bekledikten sonra benim hocamın arabası geldi, o kullanıyodu arabayı, arkadan bir kız indi, sanırım sürememişti ve hoca devralmıştı. Daha sonra beni çağırdı. Hocadan önce bindim arabaya yan ve arka koltukta birer adam oturuyodu. Tüm şirinliğimle "günaydın" dedim. Hiç cevap vermediler. Zaten ordan bi sinirlerim tepeme çıktı. Daha sonra kemerimi taktım, koltuğumu ayarlamak için debriyaja sonuna kadar bastım, diğer türlü rahat basamıyorum, çok bilmiş hocamız atladı hemen, el frenini indir diye, halbuki amacım arabayı çalıştırmak değil koltuğumu ayarlamaktı. Kontrollerimi tam yapamadan çalıştırdım arabayı, baştan eksi puanı almıştım, farkındaydım,daha sonra çıktık yola, bu kez iş güzar denetmen "sol sinyal veriyor, sağa bakıyor "diye arkasındakine söylenmezmi. Hayır zaten stresliyim, sen hangi hakla benim moralimi daha çok bozuyorsun ki, bende mükemmel kullanmıyorum arabayı kabul ediyorum özellikle kırmızı ışıklarda durduğumda arabayı hareket ettirmem biraz zaman alıyor, ancak her sürücü bunu bilir ki pratik işidir bu. Ne kadar çok araba kullanırsan o kadar iyi kavrarsın arabanın her hareketini. Kırmızı ışıkta durduk. Ben vitesimi değiştirdim. ayarlamamı yaptım. Tam yeşil yanacak yandaki iş güzar soru sordu. Hangi okulda okuyorsun diye. İstanbul üniversitesi dedim. Ağzının içinde bir şeyler daha geveledi, efendim diyorum, aynı kısık sesle cevap veriyor, anlayamıyorum, sanki inadına yapıyor. Sarı yandı, bu kez bağırarak hangi bölüm? dedi. Halkla ilişkiler derken ben yeşil yandı, elim ayağıma dolaştı, asla durdurmadığım yerde stop ettirdim arabayı. Adam hala konuşuyo, sizin iletişimcilerin işi de zor diye. Saf insan, zaten elim ayağıma dolaşmış sus demi. Arkadan hocam "Meryem'cim sakin ol dedi, çalıştırdım arabayı neyse çıktık tekrar yola. zaten 20 ile gidiyorum, az ötemizde bir kırmızı ışık daha var ama farkındayım sarı oldu, arabayı durdurmak değil niyetim, tam frene basacağım, iş güzar basıyor, bende arkasından basında araba durma noktasında. Birde frene basarken kendini bir öne atışı var görmeniz lazım. Sanki 100 le gidiyorum ve ani fren yapıyorum. Her neyse, bir yokuş var o yokuşun başında da bir ışık var, benim arabayı tek kaldıramadığım yer oydu, o da her zaman değil. Zaten toplamda 4 saat ders yapıyoruz. Ben bir saat fazladan aldım 5 saatten bahsediyorum size. Çok da değil. Her neyse. Ben arabayı gayet güzel kaldırdım orda. Sağa döndüm sinyalimi zaten önceden vermiştim. Sürüyorum, tuttu bana pek araba kullanmadınız, direksiyon dersi almadınız heralde demez mi. Allah seni bildiği gibi yapsın. Ben bu adama nasıl öküz demeyeyim. Ne kadar kötü olursa olsun öyle denilir mi ya. Sonra bir ışık daha, direk gideceğim biliyorum, ben sinyal bile vermedim, tam sarı yandı, pislik adam neyse burdan sağa dön demesin mi Ben tabi gene stop ettirdim arabayı. Ya nasıl ettirmeyeyim böyle bir terbiyesizlik olabilirmi ya. Neyse döndüm bu kez de, adam hocama ki kadın hocam, erkek aday yok mu ya kaç tane kadın daha var diye, dalga geçmez mi. Kapıyı açıp iktirmek istedim o adamı. Başladığımız yere geldik, ben arabadan indim, öyle bir yürümüşüm ki bu kez 7 dakikada evde oldum, oraya gelişim 20 dakikaydı halbu ki.
Ufff keşke dövseysim ben o adamı ya. Ben niye ağzının payını vermedim kiiiiii.
Neyse ve kaldım. Ders eksikliğinden hemde.
Kendini bilmez adam araba koltuğunda oturup totoşunu büyüteceğine yetkililerle konuş da 4 saatin bir aday için az olduğunu ders saatlerinin arttırılması gerektiğini söyle, bişeyler yap.
Neyse işte baya uzun bi yazı oldu farkındayım ama kaldım işin özü.
Daha ilk kez girdim. Geçen ay yapılan ilk sınava girememiştim. İstanbul'da olduğum için. Gözetmen bunu da sordu hocama, bunu öğrendikten sonrada bi ukalalığı arttı.
Neyse işte öyle şeyler, kendinize çook iyi bakınn :(
27 Ocak 2013 Pazar
Seni Oraya Müdür Diye Kim Aldı Allah Aşkına...
Dün bi iş görüşmesine gittim. Tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. Aslında kurumun adını açıklayıp açıklamamakta çok düşündüm ama daha sonra, kurumun değil çalışanın suçu olmasından dolayı kurum adı açıklamaya karar verdim.
Biliyorsunuz, okulumun İstanbul'da devam ediyor olup, benim İzmir'de yaşıyor olmamdan dolayı iş bulmakta sıkıntı yaşamaktaydım. Bende ne olursa baş vurucam diyerek, satış danışmanlığı ilanlarına da başvurmuştum. Bir kaç gün önce okuldan mezun olunca rahat bir nefes aldım ancak, zamanını hatırlamadığım bir başvurum için görüşmeye çağrıldım. Mudo tarafından. İlanı hatırlayamadığım için bi gideyim bakayım dedim.
Benden başka görüşmeye gelen olamamasına rağmen yarım saate yakın bekledikten sonra girdim görüşmeye. Elimi parmaklarının ucuyla sıkan mağaza müdürüyle başladık konuşmaya. Benim iş tecrübem azımsanamayacak kadar var. Kurumsal iletişim asistanlığı yapmaktaydım en son işimde. Bunu söylediğim mağaza müdürü bana "kurumsal iletişim mi?, hiç duymadım bu pozisyonu, hayret ne kadar yeni şeyler çıkıyo" dedi. Ben şok oldum. Mudo gibi bir mağazanın müdürü Kurumsal İletişim diye bir pozisyonu bilmemekteydi. Nasıl olurdu yani alalade bir dükkan değildi orası, ya da küçük bir işletme, merkez binalarında kurumsal iletişim departmanlarının olduğuna yüzde yüz eminim. Ya da biliyordu da benim tecrübem ya da her hangi bir şeyim onun bi taraflarına dokunmuştu.
Daha sonra mağazanın kadın bölümünün şefi geldi. Müdürün beni tanıtırken kullandığı cümleler aynen şöyle;
"Meryem hanım, İstanbul'da bir üniversite de halka ilişkiler okumuş (bir üniversite dediği yer İstanbul Üniversitesiydi ve oldukça da akılda kalıcı bir okuldur), pek iş tecrübesi yok, zaten satışı da hiç koklamamış. (ben kendisine, Lcwaikiki de satış destek elemenlığı da yaptığımı, bir süre elektronik bir markanın promotörlüğünü de yaptığımı satış oranlarımın hep yüksek olduğunu belirtmeme rağmen)
Hayır, aramızda bir iletişimsizlik vardı ancak sorun kimdeydi burası muammaydı.
Biraz daha konuşmanın ardından ayrıldım görüşmeden. Tabi ki orada çalışmayacağım.
Sadece belki başka pozisyonlar da vardır diyerek gitmiştim. Böyle bir tutumu tabi ki beklemiyordum, umarım o kadını alırlar ordan. Böyle kendini beğenmiş,gündemi, piyasayı takip etmeyen insanlar, büyük markaların önündeki en büyük engeldir.
Çok sinirlendim, baya şikayet ettim ama ne yapayım, bu şehirdeki iş görüşmelerinde ki saygısızlıklar beni çıldırtıyor. Size daha bir çok şey anlatabilirim.
Şimdilik kendinize iyi bakın..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










