27 Ocak 2013 Pazar

Seni Oraya Müdür Diye Kim Aldı Allah Aşkına...

Dün bi iş görüşmesine gittim. Tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. Aslında kurumun adını açıklayıp açıklamamakta çok düşündüm ama daha sonra, kurumun değil çalışanın suçu olmasından dolayı kurum adı açıklamaya karar verdim. 
Biliyorsunuz, okulumun İstanbul'da devam ediyor olup, benim İzmir'de yaşıyor olmamdan dolayı iş bulmakta sıkıntı yaşamaktaydım. Bende ne olursa baş vurucam diyerek, satış danışmanlığı ilanlarına da başvurmuştum. Bir kaç gün önce okuldan mezun olunca rahat bir nefes aldım ancak, zamanını hatırlamadığım bir başvurum için görüşmeye çağrıldım. Mudo tarafından. İlanı hatırlayamadığım için bi gideyim bakayım dedim.
Benden başka görüşmeye gelen olamamasına rağmen yarım saate yakın bekledikten sonra girdim görüşmeye. Elimi parmaklarının ucuyla sıkan mağaza müdürüyle başladık konuşmaya. Benim iş tecrübem azımsanamayacak kadar var. Kurumsal iletişim asistanlığı yapmaktaydım en son işimde. Bunu söylediğim mağaza müdürü bana "kurumsal iletişim mi?, hiç duymadım bu pozisyonu, hayret ne kadar yeni şeyler çıkıyo" dedi. Ben şok oldum. Mudo gibi bir mağazanın müdürü Kurumsal İletişim diye bir pozisyonu bilmemekteydi. Nasıl olurdu yani alalade bir dükkan değildi orası, ya da küçük bir işletme, merkez binalarında kurumsal iletişim departmanlarının olduğuna yüzde yüz eminim. Ya da biliyordu da benim tecrübem ya da her hangi bir şeyim onun bi taraflarına dokunmuştu. 
Daha sonra mağazanın kadın bölümünün şefi geldi. Müdürün beni tanıtırken kullandığı cümleler aynen şöyle;
"Meryem hanım, İstanbul'da bir üniversite de halka ilişkiler okumuş (bir üniversite dediği yer İstanbul Üniversitesiydi ve oldukça da akılda kalıcı bir okuldur), pek iş tecrübesi yok, zaten satışı da hiç koklamamış. (ben kendisine, Lcwaikiki de satış destek elemenlığı da yaptığımı, bir süre elektronik bir markanın promotörlüğünü de yaptığımı satış oranlarımın hep yüksek olduğunu belirtmeme rağmen)
Hayır, aramızda bir iletişimsizlik vardı ancak sorun kimdeydi burası muammaydı. 
Biraz daha konuşmanın ardından ayrıldım görüşmeden. Tabi ki orada çalışmayacağım. 
Sadece belki başka pozisyonlar da vardır diyerek gitmiştim. Böyle bir tutumu tabi ki beklemiyordum, umarım o kadını alırlar ordan. Böyle kendini beğenmiş,gündemi, piyasayı takip etmeyen insanlar, büyük markaların önündeki en büyük engeldir. 
Çok sinirlendim, baya şikayet ettim ama ne yapayım, bu şehirdeki iş görüşmelerinde ki saygısızlıklar beni çıldırtıyor. Size daha bir çok şey anlatabilirim. 
Şimdilik kendinize iyi bakın..

25 Ocak 2013 Cuma

Bitti.. Zaman..

Ben bunalımda değilim çok şükür. Atlattım, alışma dönemindeyim. Hani zaman diyoruz ya, işte aslında biz geçmediğini iddia ederken bile öyle bir geçiyo ki insan kendini birden alışmış olarak buluveriyor her şeye. Zor zamanlar yaşıyoruz , farkındayım. Bir çok blogger arkadaşımın içinde sıkıntılar, başında dertler var. Geçecek diye teselli etmek düşüyor bizlere sadece, keşke elimizden  daha fazlası gelebilse.
4,5 yıldır okuduğum okulumdan dün itibari ile mezun olmuş bulunuyorum. Sonuçlara baktığımda bitti  diye geçirdim içimden. İçimi bir hüzün kapladı. Geçmişi düşündüm, yaşadıklarımı düşündüm..
Ne çok şey yaşamıştım;
Yeni insanlarla tanıştım,hayatıma aldığım yanlış arkadaşlarım üniversite zamanlarımı doğru kullanamama sebebim oldu, çok daha farklı yerler de biri olabilecekken, kıskanç, kendini beğenmiş, şizofren ev arkadaşlarım yüzünden, pısırık, korkak bir kız haline dönüşmüştüm.
İngilizceyi öğrenme hayallerim vardı, başaramadım, hep yerimde saydım. Aklımın bir noktasının kıt olduğuna karar verdim.
Anne ve babamın ayrılışını izledim, ailemizin dağılışını, her şeyin bitişini izledim. Bizzat olayların içinde yer aldım en kötü haliyle. Yıllarca yuvamız dediğim evimi kendi ellerimle dağıttım, eşyalarımızı paylaştırdım anne, babama hayatımda asla unutamayacağım acılardan biri oldu. 
Kardeşlerimin göz yaşlarına çare bulamamak yaktı içimi. Hırçınlaştım, hayata karşı, kendime karşı, aileme karşı. 
Kalbimin taşlaşmasına şahit oldum, duyarsızlaştım, acımasız bir insan hali geldim. 
Sevdiklerimden nefret ettim. Bir daha hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağının yasını tuttum. 
Hayatıma doğru insan girsin diye sürekli dualar ettim. 
Kendini bilmez erkeklerin sen benim evleceğim kızsın diyerek kandırmaya çalışmalarıyla savaştım. Hiç birine kanmadım.
Kendilerinin en iyisi olduğunu iddia eden bir şirkette acımasız patronlarla çalıştım. Sırf o şirketin CV'imde iyi bir yr tutması için. 
Paragöz insanların ne kadar acımasız olabileceklerine şahit oldum.
Sonra her şeyden umudu kesmiş, hayattan bıkmışken, karşıma çıkıverdi, en beklemediğim yerden. Öyle bir çıktı ki. Sanki hayatımdaki yaptığım her seçim onunla karışılaşabilmem için yapılmıştı.
Hayatımda yaptığım seçimlerde en ufak bir farklı tercih yapsaydım karşılaşamazdım onunla. 
Şimdi şükrediyorum hayata, karşıma çıktığı için. 
Ama hiçbir zaman hayatta her şeyin mükemmel olacağının hayalini kuramıyorum artık. Biliyorum çünkü, en mutlu olduğum anın ardından, hep bir sürpriz hazırlıyor hayat bana. Her an böööö diye çıkıp bir dert, keder verebilir. 
Zaman işte böyle yapıyor insanı, her an tetikte, en mutlu anında bile içinden bir ses " hişiiiit sakın fazla mutlu olma her an bir şey olabilir " diye. 
Böyle daha bir sürü şey işte.. 
Şimdi İzmir'deyim. Başladığım yerde.Çok daha farklı bir kız olarak.  
 Neden mi yazdım bunları, aslında şu an başıma gelen bir dert keder yok. Sadece üzgün olan, hayatında sorunlarla boğuşan arkadaşlarım için üzülüyorum, hemde çok. 
İnsanlara sevdiklerinin, güvendiklerinin verdiği acıyı, kimse kimseye vermez ya. Biliyorum o acıyı, işte onların can acısı üzüyor beni.
Umarım Allah yardımcıları olur.. (Hepimizin)

23 Ocak 2013 Çarşamba

Saç Dökülme Olayının Sonuçları..

Hatırlarsanız yaklaşık bir ay önce saçlarımın çok dökülmesinden yakınıp duruyordum. Denediğim bir kaç bitkisel şampuan denemesinden sonra, doktora gitmeye karar vermiştim. 
Doktor bir kaç kontrolün sonunda, dökülmenin erkek tipi diye adlandırılan türden olmadığını ancak bir kaç tahlilden sonra karar vereceğini söyledi. 
Bir kaç kan tahlilinden sonra, demir, çinko vs. tarzında vitamin eksikliklerimin olduğu, uzun süre İstanbul'un suyuna alışan saçlarımın İzmir'in ağır kireçli suyuna alışmakta zorlandığını ve en önemlisi de strese bağlı bir dökülme yaşadığımı söyledi doktor. 
Diğerleri telefi edilirdi de bu son söylediği asla kurtulamayacağım bir şeydi. Ben çocukluğumdan beri her şeyi fazla büyüten, sanki dünyanın sonu gibi davranan bir kız olduğumdan, strese bağlı her türlü hastalık beni bulur. Bir bu eksikti diyerek aldım reçetemi çıktım doktorun yanından.
İşte ilaç listem;
Haftada bir kez vurulacağım Bepanten iğne,
Zinko isimli şurup,

Saç ve tırnak besleyici bitkisel bir ilaç,

Bitkisel bir şampuan,

Tabi ki bunlar bana özel bir reçete. Sonuçtan çok memnunum. 
Doktorla yaptığımız sohbette, saç dökülmesinin bir hastalık olduğunu, insanların bunu sürekli kendi başlarına halletmeye çalışarak süreci çıkılmaz bir duruma süreklediklerini belirtti. 
Bunun yerine dökülme normalinden fazlaysa hemen bir dermatoloğa başvururlarsa sorun büyümeden çözüme kavuşturulacağını belirtti. 
Eğer saçınız normalinden fazla dökülüyorsa, hemen bir dermatoloğa başvurun. Kesinlikle çözüme kavuşacaksınız..

21 Ocak 2013 Pazartesi

Yine Yeniden İzmir :)

Uzuuun bir aradan sonra hepinize merhaba. Çok istikrarsız bir bloggerım farkındayım. 
Şimdi inşallah hayatımı biraz da olsa düzene oturtmanın vakti olduğunu düşünüyorum. 
Neler mi yaptım ;
Ankara'ya gittim,
İstanbul'da gezdim,
Sınavlara gittim,
Okuluma son kez şöyle yakından baktım,
Eminönü'nde dolaştım, 
Zar zor bir kaç şey buldum ve aldım,
Karın yağışını izledim, 
Zar zor okula gittim :)
Bol bol gezmelere gittim,
Okul arkadaşlarıyla hasret giderdim,
Aklıma gelemeyen bir çok şey daha yapıp geri geldim.
Bu uzun aranın merhaba yazısıydı şimdilik kendinize çok iyi bakın :)

11 Ocak 2013 Cuma

Sıcak Sıcak Yatak Örtüsü Hemde Benim Elimden :)

Can sıkıntısından sürekli bir şeylere sarıyorum artık. Blogları sürekli takip etmeye çalışıyorum. Listemdeki blogları tek tek okumaya, neler yapmışlar bakmaya gayret ediyorum elimden geldiğince. Bir çok hobi bloğu var. Hepsi çok güzel şeyler yapıyorlar. Ben hepsinin yaptıklarına ayrı ayrı özeniyorum. İşte o bloglardan biri olan Cafe Nohut adlı blogda şu gördüğünüz;
http://cafenohut.blogspot.com/2012/03/o-bir-yatak-ortusu.html yatak örtüsünü çok beğenmiştim. 
Hemen sahibesine mail attım, ne ile yaptın?, nasıl yaptın? diye sordum. Saolsun o kadar sıcak bir şekilde cevaplamış ki sorularımı aklımın bir köşesine yazdım örtüyü. Daha sonra İstanbul'a geldiğimde önceki postumda da belirttiğim gibi Eminönü ziyaretimde kayınvalidem yüncüye girdi, sende bişeyler örmek ister misin?, diye  sorduğumda aklımda hemen bir ampul yandı :D
"Ayyy evet bir yatak örtüsü var onu örsem mi?" dedim.
O da direk olur tabi falan dedi ama kadın bi afalladı, o bana kazak ör, yelek ör falan diye teklif etmişti. Sonrada "onca örtüyü beğenmedin, kendin örmek istiyosun, ne hamarat gelinim var dedi :D
Ben tabi sırıttım. Sonra" eee nasıl öreceksin, motife karar verdin mi ?", diye sorunca ben "yooo, ben zaten bilmiyorum ki ,sen bana gösterceksin" dedim :D, kadın direk, ben örmicem onu dimi dedi :D
Bende "yok canım ben örerim" dedim. Ama sonuç, benden çok o yaptı,sen yorulma ben yaparım deyip durdu, sonra ben motifleri yaptım, o eklemelerini yaptı ve ortaya böyle bir şey çıktı ;

Dediğim gibi, tamamen demen amaçlı yaptığımız bir şey, ben örmeyi bilmediğim için, motif, kayınvalidem tarafından uyduruldu. Ben renklerini çok sevdim sonradan. Bitmiş hali nasıl olur bilmiyorum. Ama baya bi oyalıyo insanı vakit geçiyor. Sırf bunun için bile örmeye değer. 
Şimdilik benden bu kadar kendinize çok iyi bakın :)